7 Kasım 2013

ÖZGÜRLÜKÇÜ ANARŞİST

Yavuz efendi ile kavga ettik. PS3 ve Bilgisayarı yasakladığım zaman gelen tepkiyi yazı ile vermiş...

Bunu bütün Türk çocuklarına söylüyorum. Anne ve Babanız her şeyi yasaklarsa Çocuk haklarını arayın.
Anne ve Babanız Şunu diyeceklerdir: Git de çocuk evinde kal. Cevap: zaten siz de hapsi boylarsınız..

4 Kasım 2013

NEREDESİNİZ KAYBETTİKLERİM ?


Kaybettiğimiz Değerlerimiz....
Her toplumu ayakta tutan, dinamiğini sağlayan değerler vardır.Toplum olarak bizim kültürel va ahlaki değerlerimiz var.Ama ne yazık ki; bunların bir çoğunu kaybetmek üzereyiz.. Siteleşme ile birlikte Mahalle Kültürünü AVM'lerin çoğalmasıyla Esnaf Kültürünü Aynı gelir grubuna sahip insanların bir araya gelerek kurdukları Rezidanslarda oturmalarıyla Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir Hadisi şerifinin unutulduğu.. TV lerdeki dizi bağımlılığı ile birlikte komşuluk kültürü bitti /bitiyor.. Selamımız Günaydına Tünaydına dönüştü.. 

Eskiden Karz-ı Hasenimiz vardı hani şimdilerde Karz-ı Kredi kartına dönüşen.. Borçlar zaruri ihtiyaçlar için alınırdı.Ancak şimdi hayatımızın daha lüksleşmesi için borçlanır olduk Herkesin aynı tava ve tencereye kaşık salladığı sofralarımız vardı..Bereketli mi bereketliydi..Şimdilerde bir soframız 8-10 tabaka dönüştü..Tabakta kalan yemek doğru çöpe kalırmı bereket o sofrada.. 


Ya yaşlılarımıza reva gördüklerimiz..Yaşlandımı doğru huzur evine kalırmı o evde kanaat bereket. Eski zamanlarda evler varmış, bir tarafta çocuk sesleri, diğer tarafta ihtiyar nine ve dedelerimiz birlikte yaşanılan sofalı, cumbalı, haremlik, selamlıklı , şirin ahşap… Ne çok değer feda etmişiz teknoloji ile birlikte gelen sahte medeniyete. Şimdilerde geniş salonları ve büyük bir bölümünü mobilyaların işgal ettiği beton binalarda oturuyoruz. Çekirdek aile olarak. O kadar çok yer kaplıyor ki o masalar, sandalyeler, koltuklar, sehpalar ve vitrinlerden oluşan mobilyalarımız, ancak dört kişilik yerimiz kalıyor yaşamak için. Oysa çok özenmişimdir bir yaşlı nine ve dede bulunan evlere. Çocuklar etrafında toplanır, Onlar çocuklara masallar ve kıssalar anlatır. Uzun kış gecelerinde hep beraber oturulur, çay içilir, mısır patlatılır ortada duran mangalda. Tabi bir de kahve pişirilir evin beyine, kömür ateşinde. Ramazanda beraberce iftar açılır yer sofrasında ve Teravih namazları kılınır topluca. Sonra sahura kadar sohbetler edilir, ibadet yapılır, salavatlar getirilir beraberce. Konu komşu davet edilir, çoluk çocuk hep beraber tadı çıkarılır o mübarek ayın ve sonrasında bayram… Nerde o nur yüzlü, eli tesbihli, dili dualı, ak saçlı, beyaz sakallı ihtiyarlar, dediğinizi duyar gibiyim. 

YOLLARDAN ARTA KALANLAR


Samsun'da bir bina...uydu antenini koymasalar iyiymiş..


aklınızın bir köşesinde kalsın, kısaca Samsun tarihi: 


* M.Ö. 5.000 – 3.500: Anadolu’ya Proto-Hititler yerleşiyor.
* yıllar yıllar sonra GASGASLAR geliyor.
* nerden çıktılarsa FİRİGLER, GASGASLAR'ı yok ediyor.
* KİMMERLER, FİRİGLERİ yenerek şehri yakıyor.
* LİDYA kralı boş durur mu pek beğeniyor buraları, KİMMERLER'e adiyos diyor.
* Buraya bir ad verelim diyorlar AMİSOS oluyor.
* PERSLER o yıllarda ağır abi, LİDYALILARI da pek sevmiyor. sıra PERS'lere geliyor.
* yıllar yılları kovalıyor sahnelerin vaz geçilmez aktörü Ayhan Işık, pardon BÜYÜK İSKENDER olaya el koyuyor. Persler arkalarına bile bakamıyorlar.
* işte ne olduysa bundan sonra oldu diyecem olmayacak, ama PONTUS devleti resmen kuruluyor. Baş şehri de AMİSOS oluyor.
* başka medeniyet kaldı mı ki derken evet ROMA'lıları unutmayalım. BAŞKENT yerle bir. yakıp yıkıyor.
* Nihayet MALATYALI KORKUNÇ ÖMER denilen zaat, ne bu ahlaksızlık, karı kız olayı diyor kenti işgal etmekle kalmıyor yakıp yıkıyor.
* Türkler bir defa burunlarını sokuyorlar ya bir kaç defa şehir rumların eline geçse de BİZİM OLUYOR...VELHASIL BÖYLE DOSTLAR...daha fazla bilgi için:http://www.samsun.com.tr/samsun-tarih/?p=6







TRABZON'DA OLDUĞUNU NASIL ANLARSIN?


* Paintball oynarken mermiler bittikten sonra 45 likler çıkartılıyorsa TRABZON'dasınız demektir...

Normal panik yapmayın...

* 4 kişi banka soymaya karar veriyorsunuz ve bankadaki 18 silahlı müşteri tarafından etkisiz hale getiriliyorsanız yine TRABZON'dasınız...
* Laz böreği yiyorsun..burada meşhur. güzel bir tatlı. garsonu çağırıp "neden yapıyorsunuz bunu" diye sorarsanız "neden baya da güzel yedin" cevabı alıyorsan TRABZON'dasın demektir.
* Adama soruyorsun "meydan nerde?" cevap olarak "nerde?" diyorsa TRABZON'dasın...

* Kazara dolmuşa binmişsen deli gibi sürüyorlar. Şoföre " Abi yavaş kaza yapacazz" dediğinde "Merak etme uşağım kaskomuz var" diyorsa TRABZON'dasın... 

YER: TRABZON- AYASOFYA- CUMA NAMAZI




Ordu- Samsun arası...



28 Ekim 2013

SİZE DE OLMADI MI?



Doğrularımız vardı, hayallerimiz de…gemiler yaktık bu uğurda, siz yakmadınız mı? Yandık kül olduk…ey akşam, ey yıldızlar, ne çok gürültü yaptınız.. Uzaklara baktık da ulaşamadık, yetişemedik. Siz yetiştiniz mi? Bir hikaye gibiydi, tam alışmıştık..bitti…depremler yaşadık sarsıntı üstüne sarsıntı…gülüşümüzün yarıda kaldığı zamanlarda oldu, sizin olmadı mı? Tutsak edildik, zindanlara atıldık. Zalim kul denildik, nefsimize zulm ettik.. siz etmediniz mi?

Günah saydık, ar saydık, dağları taşları aştık gittik yine de, savaştan kaçarcasına kaçtık, firar ettik, siz etmediniz mi? Adını herkesin söylediğini söylemedik, dilimiz varmadı yasakladık, gönlümüze sakladık, aptalca kaçtık, mutluluktan. Siz kaçmadınız mı?

Hıçkıra hıçkıra ağlamadık, içimize attık. Hasret çekmek ne zormuş, öksüz boynumuzu eğdik siz eğmediniz mi? Ağladık sustuk, sustuk, ölmedik, siz öldünüz mü? Gecenin bir yarısı o, bir yarısı bendim, eksik bir şeyler aradık, bulamadık, siz buldunuz mu?  


Yarın yok…Şimdiki zaman var. Doğru ve yanlış, eğri ve doğru sadece bizdik. Vaktimiz varken tutuşmamız gerek. Bugün hemen şimdi. 

11 Ekim 2013

ESKİ ZAMAN


Eski zamanlarda olmak lazımdı.
Bu zaman, bana göre değil.
Hani 1200 lerde.
Miladi 1700 lerin sonları..

Konya’da, türbeye yakın bir yerde,
Sefer tası misali üç katlı bir evde.
Nohut oda, bakla sofalı.
Oldu olacak cumbası da olsun.
Oymalı trabzaları olan ahşap merdivenlerinin,
Gıcırtılarını duyabiliyorum…

Sakız gibi zemin tahtaları.
Kabarık yastıklı köşe divanlı,
Konsollar aynalar, sade ahşap kitaplığından bir kitap almalıyım.
Fransız klasikleri, Osmanlı klasikleri,

Aynaların önünde,  kristaller,
karpuzlu gaz lambaları...
bembeyaz badanalı duvarlarda,
Kelime-i Tevhid yazılı,
Esma-ül Hüsna lı el yazmaları..

Saten kırlentler ...
Kor ateşli mangal
etrafına toplandığımızda,
Evin çocuklarına anlatmalıyım
Alem masallarını....


Merdivenlerin iki yanına dizilmiş
Ortanca saksıları olmalıydı,
Selimiye Camisine nazır bahçesinde
Seyretmeliydim Mevlana Türbesini.
Ve bir zamanlar, dedemin elleriyle diktiği
Asmalarla perdelenen,
Çardakta içmeliydim akşam kahvemi.


Güllerin, menekşelerin yetiştiği bahçede
Gölgeler oynaşmalıydı akşam güneşinde.
Hülyaya dalmalıydım kendimce.
Uzun bereketli Ramazan gecelerinde,
Geniş balkonlu misafir odasında
Bütün aile toplanmalıydı.
Yakın köylerden kasabalardan
Akrabalar gelmeliydi.
Sonra o mübarek iftar sofrasından sonra,
Teravihe gidilmeliydi.


Dizlerimde bir kanun ya da bir ut tutmalıydı ellerim.
Dert ortağım olacak…
Kah çalmalı kah söylemeliydim.
Gizli gizli ağlamalarımda olurdu elbet.
Dönülmez akşamın ufkuna…

SONRA

Sonra çini mürekkebine batırıp,
Kargı kalemimi,
Şiirler yazmalıydım.
Hatta romanlar yazmalıydım.
Yüzleri gülen kahramanları olmalıydı.
Belki beste yapmalıydım.
Hüzzam, hicaz, saba
Ben gibi sevenler için.
Bu ahir günlerimde
Böyle düşünceler sevk eden ne bilmiyorum.
Gözlerim hep uzaklarda son zamanlarda.

Ve Allah biliyor,
Çok özlüyorum.

O eski günleri…

10 Ekim 2013

İNANMAK ÜZERİNE

Gerçekten inanmadıktan ve gerçekten teslim olmadıktan sonra kurtuluşa erişemeyeceğiz. Her şeyi biliyoruz, her şeyin farkındayız. Bugün yarın dün hiçbir önemi yok ne zaman olduğu, binlerce yıl öncesi ile binlerce yıl sonrasındaki tek fark ne kadar inandığımız ve neye inandığımız dır.
Peygamberler gelmiş, hep bir bahane uydurmuşuz.
...
“Bizim için bir melik beas et (görevlendir) de Allah'ın yolunda savaşalım.” (Bakara 246)
Binlerce yıl geçmesine rağmen değişen bir şey yok "inanmak istiyorum senin için savaşırım diyoruz da iş ciddiye bindiğinde kaçacak delik arıyoruz"
Bakara 246 devam...
"(İleri gelenler): “Biz niçin Allah'ın yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımız (arasından) çıkarılmıştık.” dediler. "
diyerek bir sebep, bir haklı taraf da göstermesini çok iyi biliriz."

Ama ne acıdır Bakara 246 devammm...

"Fakat savaş onların üzerine yazılınca (farz kılınınca) onlardan pek azı hariç, hepsi yüz çevirdiler. Ve Allah zâlimleri en iyi bilendir."

Çok uzatmak istemiyorum sonra okunmuyor...
Lütfen okuyun ve anlamaya çalışın...Bakara 249 da imtihan ile karşılaşıyoruz.
Ve vurucu ayet Bakara 250 de geliyor...İnşallah anlayanlardan ve inanlardan olur da Calut'un askerleri karşısında dimdik durabiliriz..

"Ve (Talut'un askerleri), Calut ve onun askerlerinin (ordusunun) karşısına çıktıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (düşman karşısında) sabit kıl ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et.”"...bakara 250.

CUMA'NIZ MÜBAREK OLSUN DUA EDİN EFENDİM...

Tuncel Ergün

2 Ekim 2013

YAĞMUR


Samsun'da yağmur dinmedi. buradakiler için süpriz değil. kör topal, yaprak topalak fark etmiyor...benim için farklı geliyor. Alışık değilim bu kadar yağmura...sonra diyorum;
Rahmetinin sesini, nefesini duyur kalplerimize Rabbim,
mahrum etme bizleri
Gözümüzü gönlümüzü açık eyle,
Eyle ki dünyanın hakikatlerine gaflette tükenip gitmesin ömrümüz..
Rahmetini duyur gönlümüze
Şükrümüzü arttır böylece

Yağdır yağdırdığın gibi yağmurunu kirli-temiz yağdırdığın gibi her yere,
yağdır bizlerin de kalplerine


TUNCEL ERGÜN

1 Ekim 2013

SANAT



Bir sanat eserini değerli yapan; sanatkârın kim olduğu kadar eserin nasıl bir düşünce içindeyken yapıldığıyla da alakalıdır. Yalnız şu vardır ki, en iyi eserler en bunalımlı, en zor ve en karanlık dönemlerde çıkmıştır. Güzel bir eser mutluluk verdiği gibi hüznü ve mutsuzluğu da beraberinde hissettirir. Zannımca, dünyanın yaradılışı ile alakalı. İyi ve kötü, karanlık ve aydınlık. Ne kadar karanlık ise aydınlığın etkisi o kadar artar. İnsanoğlu, karanlığı barındırmayan bir varlıktır. Aydınlığı yansıtır.

Ne kadar karanlık ile dolsa içi, mutlaka bir ışık vardır. Önemli olan O ışığı görebilen bir göz bulmak ve göz olmaktır.

eser: F. Betül Koyuncu