
Acısıyla tatlısıyla 1,5 yıl geçti. Bu süre zarfında amatörce başladığım blog yazarlığında, çok güzel dostluklar kuruldu.
Yaklaşık 1 yıl içinde 20 bin ziyaretçi, geri kalan 5 ay içinde ise 40binlere yaklaştı. Bu kadar ilgi göreceğini inanın tahmin bile etmedim. Google pagerank'ı 4 e yükseltti, DMOZ seçkin üyeliğe kabul etti. Birçok seçkin arama motorunda hep üst sıralara yükseldim. Ama beni en çok sevindiren bu site sayesinde yüzlerini bile görmediğim çok sıcak ve samimi dostlar edindim.
Yanlız Türkiye değil dünyanın birçok yerinden arkadaşlar edindim. Dillerini bilmediğim bu insanlar sayesinde ingilizcem gelişti.
Ama son zamanlarda yoruldum artık klavye monitör görmek istemiyorum. Kimbilir belki başka bir zamanda, ki bayağı uzun süreceğe benziyor yine yazarım. Şimdilik hakkınızı helal edin bir hatam bir kusurum olmuşsa lütfen mazur görün.
Sürç-i lisan ettiysek af-ola.
- içli nağmeler kadar sevmiştim.. /ama bitti -
saçlarıma lastik toka ile iliştirdiğim
umutlarımın peşindeyim..
oysa temiz kalsınlar diye
şemsiye açmadım
sarı sonbahar güneşlere çıkarmadım
..yakılmasın
yanılmasın
sarı hüzünler olmasın diye
oysa
..yıldızlı pekiyiler tutmuştuk
kayan siyah gecelerin şansına
bu kapkara şehri ağmağan edip giderken,
..elim yüzüm incinmişlik kirinden görünmüyorken,
nihavend makamında
bir suskunluk besteletmiştin ya hani..
şimdilerde
bağdaş kurmuş dilimde, dört başı mamur
..türküler söylemekteyim
..artık
bana ikram ettiğin
dibi tutmuş hayat yemeğinin
"yanık" yerini sana bırakıyorum..
"Hoşgeldim Hayat.."
Çiğdem Ada
Saygı ve sevgilerimle.
TUNCEL ERGÜN
Etiketler: SON YAZI

“Leo Burnett’in elma ikram etmek yerine sokakta elma satmaya başlaması için çok fazla vakit geçmesi gerekmeyecek.” Bu sözler 1935 yılının Ağustos ayında Chicago’da yayımlanan bir gazetede yazan bir köşe yazarının kaleminden dökülmüştü.
Leo Burnett Indianapolis’ten Chicago’ya gelmiş ve o zamanlar dünyanın en büyük reklam ajanslarından biri olan Erwin Wasey’in yaratıcı biriminin başına geçmişti. Bir süre sonra ajans New York’a taşınmaya karar verince ortada kalan müşteriler Burnett’i kendi ajansını kurması için teşvik etmiş, bunun üzerine Burnett de evini ipotek ettirerek bulduğu borç parayla 5 Ağustos 1935 günü Palmer House Oteli’nin bir odasında Leo Burnett Company’nin ilk ofisini açmıştı.
Dünya ekonomisini sarsan Büyük Buhran’ın etkileri henüz geçmemiştir. Bu yüzden yeni ajansın sekreterinin, ofisi güzelleştirmek için resepsiyon masasının üzerine koyduğu bir tabak dolusu elmayla ilgili hikaye alaycı ifadelerle Chicago kentine yayılmaktadır: Leo Burnett tüm misafirlarine elma ikram etmektedir.
Tabii elmalar yalnızca bir simgedir. Garip olan elma ikram etmek değil, büyük bir krizin ortasında bir reklam ajansı açmaktır. Koşullara üstünkörü bakınca ümitli olmak için çok fazla neden yok gibiydi ama müzmin muhalifler “Ekonomik bakımdan en dipteyseniz izleyebileceğiniz tek yol yukarı doğrudur” diyen Leo Burnett’in vizyonunun farkında değildi.
Nitekim Burnett sonunda haklı çıktı. Küçük bir masanın etrafında toplanacak kadar az sayıda personel ve üç küçük müşteri ile yola çıkan ajans, zorlu geçen ilk birkaç yılın ardından müthiş bir ivme kazandı ve bugün yıllık cirosu altı milyar dolara yaklaşan dünyanın en büyük reklam gruplarından birine dönüştü.
Peki ya elmalara ne oldu dersiniz? Bugün dünyanın dört bir yanındaki tüm Leo Burnett ofislerinde, çalışanlara ve müşterilere gösterilen ilgi ve özenin bir simgesi olarak resepsiyon masalarının üzerine bir tabak dolusu elma konmaya devam ediyor. Ajans, ofislerini ziyaret eden herkese elma ikram ediyor. Son on yılda yalnızca Chicago’da bulunan genel merkez, ziyaretçilerine üç milyondan fazla elma ikram etti.
Kaynak: Yıldızlara Erişmek İsteyen Bir Reklam Ustası: Leo Burnett, Hazırlayan: Aşkın Baysal, Kapital Medya Hizmetleri, İstanbul, 2005.
Etiketler: HAYATA DAİR

Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı; sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti: "Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız," dedi. "Lütfen içeri gelin, size yiyecek birşeyler hazırlayayım."
Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı: "Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz" dedi.
Akşam eşi geldiğinde kadın, karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. "Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler," dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. "Bir bakıversene dışarı" dedi. "Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve."
Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. "Eşim geldi, şimdi evde," dedi ve onlara davetini yineledi: "Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?" Kadının davetine, yaşlılardan biri yanıt verdi: "Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz," dedi. Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı: "Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı Zenginlik’tir," dedi. "Bu yanımda oturan arkadaşımın adı Başarı, benim adım ise Sevgi’dir.”
Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: "Şimdi evinize gidin ve eşinizle baş başa verip, bir karara varın,” dedi. "İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin.”
Kadın, Sevgi’nin önerisini eşine anlattığında, adam, sevinçten göklere fırladı. "Aman ne güzel, ne güzel" dedi. "Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginlik'i davet ederiz ve evimiz de bir anda Zenginlik'e kavuşmuş olur.”
Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. "Başarı’yı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?" dedi. Kayınvalidesi ile kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi: "En doğru karar, Sevgi'yi davet etmek değil midir?" dedi. "Düşünsenize, evimiz bir anda Sevgi'ye kavuşacak.” Gelinin bu önerisi, kayınpederinin de, kayınvalidesinin de çok hoşlarına gitti. "Tamam, en doğru karar bu olacak,” dediler. "Sevgi'yi davet edelim.”
Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu: "İçinizde hanginiz Sevgi'ydi?" dedi. "Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun." Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevgi'nin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlik'le Başarı'ya sordu: "Siz niçin geliyorsunuz?" dedi. "Ben yalnızca Sevgi'yi davet etmiştim. Kadının bu sorusuna, Sevgi yanıt verdi: "Eğer içimizden yalnızca Zenginlik'i ya da Başarı'yı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik," dediler. "Fakat siz Sevgi'yi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize."
Kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden, Zenginlik ve Başarı sözlerini söyle sürdürdüler: "Çünkü Sevgi herşeydir. Sevgi'nin olduğu her yerde, zenginlik ve başarı da her zaman bir şekilde vardır, var olacaktır.”
Etiketler: BAŞARI, HAYATA DAİR, KİŞİSEL GELİŞİME DAİR, SEVGİ

Hicran açmıştır sinede yara
Zavallı gönlümün neşesi kara
Talihi zulmeti yol vermez yara
Bahtım kara, gün kara, sümbül kara
Sabret gönül birgün olur
Bu hasret biter, çekilen acılar canım
Gün olur geçer
Bir gül için bülbül, giymiş karalar
Sinem üzre göz göz olmuş karalar
Bu dert beni iflah etmez yaralar
Benim derdim dermanım bilen yok
Söz: karacaoğlan
Müzik: sadi hoşses
Etiketler: Hicran açmıştır sinede yara, mp3, MÜZİK, SABRET GÖNÜL

bir çam vardı önünde
doğduğum odanın
çöpten yapraklarında
güneşi
rüzgârla sallayıp
kafesten
içeri dolduran bir çam
sedirinde iskambilden kuleler yıkılmış odada
loş ve sessiz ikindilerin acısıydı
sızan
gözlerim dalardı
kafesten
duvara
ve duvardan
kafese
seyretmeyi
güneşi
yüz bir güneşti
kafesin her deliğinden
giren
susmuş bir çocukla şaka eden
yüz ikindi güneşi
Asaf Halet Çelebi
Etiketler: ŞİİR

Nasreddin Hoca'ya yapılan şakalar tükenip bitmezdi. Akşehirliler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar.
- Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir, aslı var mıdır?
Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur; ama bir kere soruldu ya, cevaplar:
- Herhalde öyle olmalı.
- Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca, madem kabullendin, göster bir mucize görelim!
Hoca:
- Pekala, şimdi size bir numara yapalım, der karşısında durmakta olan çınar ağacına:
- Ey ulu çınar, çabuk yanıma gel!..
Tabii, ne gelen ağaç var, ne giden. Hoca yürümeye başlar, ağacın yanına varır. Akşehirliler:
- Ne oldu Hoca, ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! diye gülünce, Hoca:
- Bizde kibir yoktur; dağ yürümezse abdal yürür, der.

Tanınmış bir konuşmacı, 20 dolarlık bir banknotu havaya kaldırarak seminerine başladı. 200 kişilik odada şunu sordu: "Bu 20 dolarlık banknotu kim ister?"
Eller kalkmaya başladı. Konuşmacı, "Bu 20 doları birinize vereceğim; ama önce bir şey yapmama izin verin."
20 dolarlık banknotu buruşturdu. Sonra sordu: "Kim hâlâ istiyor?" Eller hâlâ havadaydı.
"Peki," diye yanıtladı, "ya şunu yaparsam?" Parayı yere attı ve ayakkabısıyla çiğnemeye başladı. İyice buruşmuş ve kirlenmiş olan parayı eline aldı. "Şimdi kim istiyor?"
Gene eller havaya kalktı. "Arkadaşlar, hepiniz çok değerli bir şey öğrendiniz. Paraya ne yaparsam yapayım, hâlâ onu istiyorsunuz; çünkü değeri azalmıyor. Hâlâ 20 dolar değerinde."
Yaşamımızda pek çok kez, aldığımız kararlar ve içine düştüğümüz koşullar nedeniyle yere atılır, buruşturulur ve kir pas içinde çiğneniriz. Değersiz olduğumuzu hissederiz; ama ne olursa olsun ya da ne olacaksa olsun, değerinizi asla kaybetmezsiniz.
Kirli ya da temiz, buruşmuş ya da düzgünce katlanmış olun, sizi sevenler için hâlâ paha biçilmezsinizdir. Yaşamımızın değeri, ne yaptığımız ya da kimi tanıdığımız ile değil, KİM OLDUĞUMUZ ile ortaya çıkar.
Siz özelsiniz; bunu asla unutmayın.
Etiketler: HAYATA DAİR, KİŞİSEL GELİŞİME DAİR

Antik Yunanlı bir marangoz ile modern bir marangozun alet çantalarına göz atsaydık, her iki çantada yer alan aletlerin birbirinden çok da farklı olmadıklarını görürdük.
İnsanoğlunun bugün kullandığı testere, çekiç, matkap gibi birçok aletin ortaya çıkışı, Tunç Çağı’na ve hatta 8 bin yıl önce yaşanan Neolitik çağlara kadar uzanır.
Antik çağlardan bugüne uzanan çizgide Yunanlı marangozu tek şaşırtabilecek alet ise tornavidadır. Hiç kuşkusuz, Yunanlılar tornavidanın çalışma ilkelerini anlayacak kapasiteye sahiptiler. Ama bugün bildiğimiz anlamda tornavidayı kullanma şansına hiç erişememişlerdi.
Aslına bakarsanız Arşimet, ta MÖ 3. yüzyılda vidanın atası olan bir icat gerçekleştirmişti. Ama Arşimet'in bu buluşu, parçaları birbirine bağlamak için değil, suyun yukarı çıkarılması için kullanıldı.
Daha sonraları ise vidanın Romalılarca, günümüzün pres ütülerine benzeyen bir alette baskı uygulamak amacıyla kullanıldığını görüyoruz.
Ortaçağ, vidanın matbaa makinesinde kullanılmaya başlanmasına şahit oldu. Bir de başparmakları ezmek için icat edilmiş o korkunç, mengene benzeri işkence aleti var tabii. Fakat, modern anlamda küçük ve birleştirme amaçlı vidalar hâlâ ortalarda yoktu. Hayli büyük ve başka amaçla yapılmış vidalardı bahsettiklerimiz.
Günümüzdekileri andıran vidaların ortaya çıkışı 16. yüzyıla dayanıyor. Vidalar, tornavidasız olamazdı elbette. Vidaların can dostu tornavidanın mucidi bilinmiyor. Ama ilk modern tornavidanın marangozların elinde dönmeye başlaması 19. yüzyıla dayanıyor.
Neden bu kadar fark var arada derseniz, çünkü vidalar yaygın bir biçimde kullanılan aletler değildi. Son derece pahalıydılar; yapılmaları zordu. Bu nedenle, saat yapımı gibi ince işlerde sınırlı miktarda kullanılıyorlardı.
Yaygınlaşmaları şunun şurasında 150 yıllık bir şeydir aslında. 1850'li yıllardan sonra vidaların seri üretimine geçildi. Bu tarihten sonradır ki vidalar modern anlamda gerçek fonksiyonlarında kullanılmaya, yani birleştirmeye başladı.
Vida, çividen daha iyi tutturuyor, çünkü kuruyan ağaçla beraber yerinden fırlaması riski yok. Bu nedenle, özellikle gemi yapımında geniş kullanım alanı buldu kendisine. Ayrıca ne kadar sıkıştırmanız gerektiğini de kullandığınız malzemeye göre kendiniz belirleyebiliyorsunuz. Çiviyi yerinden sökmeniz gerektiğinde aynı yere başka bir çivi çakamazsınız. Ama vidayı yuvasına sayısız kere takmanız mümkündür.
Artık nereye bakarsak bakalım, vidalar yardımıyla tutturulmuş bir şey görüyoruz. O nedenle mutlaka her evde en az bir tane tornavida bulmak artık çok sıradanlaştı.
Vidaların şahı, hiç şüphesiz hassas ayar yapmak amaçlı vidalar. Bu vidalar, önceleri elle yapılıyordu. Ama vida yapım tezgâhlarının icadı ile birlikte vidalar artık makinelerle yapılır oldu.
Vidaların makineler vasıtasıyla üretilmeleri, tam bir teknolojik devrimdir aslında. Çünkü, vidalar yardımıyla saatlerin, mikroskopların, teleskopların, usturlapların ve kronometrelerin ince ayarlarının yapılması mümkün hale gelmiştir.
Vidaların dünyayı değiştirdiğini söylemek abartı olmayacaktır. Çünkü onlar olmasaydı, yukarıda saydığımız hassas aletler verimlilikle kullanılamayacak, bilim hız kesecek, keşifler ilkel yollarla yapılmaya devam edecek, ne makineler üretilebilecek, ne sanayi oluşabilecek, ne de deniz ticaretinin ilerlemesi söz konusu olabilecek ve dolayısıyla bir Sanayi Devrimi'nin başlaması da mümkün olamayacaktı.
Onun için bir dahaki sefere elinize bir tornavida ve bir vida aldığınızda elinizde tuttuğunuz şeylere daha bir dikkatli bakın. Daha farklı bir boyut yakalayacağınızdan eminiz.
Kaynak: The New York Times’tan çevrilmiştir.
Etiketler: HAYATA DAİR

