MAYMUN, PARA, YEMEK, SOYGUN VE SEKS

03 Temmuz 2009 Cuma


En çok satan kitaplar listesinde haftalarca birinci sırada yer alan “Freakonomics” kitabının yazarı Steven Levitt, yaklaşık bir yıl önce New York Times'ta, Yale Üniversitesi’nde yapılan çok ilginç bir araştırma hakkında ses getiren bir yazı yazdı. Yazı ve araştırma, para ve maymunlarla ilgili.

Keith Chen, Yale Üniversitesi’nde ekonomi bölümünde görev yapan bir profesör. Keith Chen'in araştırması, maymunlara, para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri, bizlerin yani insanların para ile olan ilişkisiyle karşılaştırıp çeşitli sonuçlar çıkarmak üzerine. Araştırma, Yale Üniversitesi’nin maymun laboratuvarında başlıyor. Bu laboratuvarda 7 Capuchin maymunu, bir ana ve birçok küçük, deney kafesinde para kullanmayı öğreniyor. Para olarak, gümüş renkli somun kullanılıyor. Süreç, gayet basit. Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor. Bu maymuna, para adını verdikleri somun veriliyor. Maymun, öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına götürüyor. Bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor: elma, üzüm ve jelibon. Amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak.

Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor. Araştırmacılar, maymuna elmayı vermeden önce, elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar. Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar, birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar. Maymunlar, paranın kullanımını; araştırmacılar, en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor: fiyatlandırma. Bu yeni süreçteki amaç, maymunların, biz insanlar gibi rasyonel kararlar verip vermediğini bulabilmek. Böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jelibonun fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise bir somun yapıyorlar. Buldukları sonuç ise gerçekten ilginç. Maymunlar, deney sırasında, biz insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar. Parayı, en çok yiyecek alabilecekleri şekilde harcamaya başlıyorlar. Maymunlar, 1 somun verip, 2 elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jelibona tercih etmeye başlıyorlar.

Buraya kadar her şey güzel! Günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp, aniden çılgına dönüyor. Paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, kendisini ana kafese atıyor. Ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp, yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar. Levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçekleşen ilk “banka soygunu” (maymunun tepsiyi çalması) ve “hapishane kaçışı” (maymunun deney kafesinden ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor. Bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyorlar. Olay biraz yatıştığı bir anda, Keith Chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor: Erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında, dişi maymun, erkek maymunun seks teklifini kabul ediyor! İşin ilginç yanı, bu iki maymunun “işi” bittikten sonra, dişi maymun, “kazandığı” parayı araştırmacıya getirip, bununla üzüm almaya çalışıyor. Chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk “fuhuş” olarak tanımlıyor.

Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşullarını, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor.

Etiketler:

KARADENİZLİ - FIKRA


Adam dükkana girdi ve hamsi istedi.
“Karadenizli misiniz?” diye sordu tezgahtar.
Adam kızdı:
“Karadenizliyim, ne olacak?”
Ve başladı yine öfkeyle sormaya:
“Ne yani? Şimdi Antepfıstığı istesem ‘Antepli misin?’ diye mi soracaksın? ‘İzmir tulumu’ istesem İzmirli, ‘kestane şekeri’ istesem Bursalı mı olacaktım?”
“Yooo” dedi tezgahtar.
“O zaman niye sordun ‘Karadenizli misin’ diye?”
“Burası NALBUR dükkanı da ondan…”

Etiketler: ,

KAHVENİZİN TADINA VARIN


Kariyer yolunda ilerleyen bir grup yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör, mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.

Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle der: “Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiçbir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar! Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Hayat kahveye benzer. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Kahvenizin tadına varın! En mutlu insanlar, her şeyin en iyisine sahip değildirler, sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkarırlar.”

Etiketler:

KOMİK İTİRAFLAR DEVAMM

24 Haziran 2009 Çarşamba


Erik
İnciri taneyle, karpuzu dilimle alan ben; bugün postayla gelen kolinin içinden naylon bir poşette yeşil erik çıkınca oturdum ağladım. Telefonda “Canım cekti, yerime yer misin?” demiştim bir hafta kadar önce. Kolinin içindeki notta “Canımcığım, sensiz boğazımdan geçmedi. Seni Seviyorum. Dayın” yazıyordu



Psikiyatri servisi
Canı sıkılınca değişiklik olsun diye yanına el örgüsünü alıp, hastanenin psikiyatri servisine yatan, bu da yetmezmiş gibi oradaki hemşireleri, ''Bana kim daha iyi bakarsa, mühendis oğluma onu alacağım haberiniz olsun'' diye gaza getirmeye çalışan benim sevgili pamuk anneannem olur.


Halk plajındaki dört adam
Haftasonu gittiğimiz bir halk plajına almadılar bizi. Yurdumun çeşitli illerinde iyi mevkilere gelmiş bu dört aslan gibi adamı almadılar evet. Almadılar çünkü yanımızda dam yoktu. Almadılar çünkü belimizde şort omzumuzda havlularla hangi karizma meslekleri icra ettiğimizi bilemediler. Elimizi sallasak ellisi potansiyelindeki adamlar olduğumuzu göremediler de, potansiyel plaj abazası gözüyle baktılar hepimize. Ne yaptılar, adam başına 15 TL giriş ücreti istediler yarım saat gireceğimiz bir denize. Biz de saf saf kapıdan dönerken “Ne kadar da pahalıymış, başka yerde girelim" dedik. Meğer bize ne gözle baktıklarını fark edememişiz, geri dönmemiz için öyle demişler ve asıl fiyat 5 TL imiş. Öğrendim içime battı, kınıyorum ve ağlamak istiyorum.

Mübarek çocuk
Kayınvalidem "İkinci çocuğu yapın." diye söylenip duruyor fakat kızını Meryem Ana sanıyor zannedersem. Üç haftadır bize demir attı da!

Halı yıkama
Alkışlarınız, koskoca hortumu halının üzerine bırakmış, bir elinde lolipop, diğer elinde sigara, ara sıra lolipopu ağzına götüren, ara sıra elindeki sigaradan bir fırt çeken, ayaklarını da yıkadığı halıya sürtmek sureti ile ''halı yıkama'' ya çalışan, mahallemizin 72 yaşındaki teyzesine gelsin lütfen


Bronz kız
Tatile gittiğimizde ilk günler ortalarda beyaz peynir gibi dolaşmamak için otelden çıkarken vücuduna bronz allık süren bendim. Tamam, denize girip çıktıktan sonra beyazlayan salak da bendim; ne var yani?


İsyan var
Daha önce kuş ve balık beslemiş olan amcam geçenlerde bir araba aldı. Bir hafta boyunca arabayla o kadar çok ilgilendi ki, 4 yaşındaki yeğenimin isyan eden cümlesi; "Babacım arabayı kaç saatte bir yemleyelim?"


Derbiyesiz gediler
Akşam vakti telefonum çalıyor... Arayan sevdiğim bir arkadaşım nöbette canı sıkılmış ve ısrarla sohbete çağırıyor. Gidiyorum... Henüz kahvelerimizi yudumlamamışken acil bir vaka geliyor. Merakla hepimiz yaşlı teyzenin başına gidiyoruz. Arkadaşım teyzenin rahatsızlığını anlayabilmek için şikayetini soruyor. Teyze ''Garnımın içini gediler dırmalayı doktor gızım, gayrı devası sendedir hanım evladım.'' diyerek rahatsızlığını özetliyor. Arkadaşım teyzenin cümlesini çözümlemeye çalışırken araya ben giriyorum ve teyzenin tam istediği cevabı veriyorum: "Merak etme sen tonton teyzem, muazzam doktordur; beş dakikaya kalmaz yakalar o derbiyesizlerin hepsini!'


Paris yolcusu kalmasın
Müşterisinin hediye ettiği 10 günlük Paris seyahatini "Kedim rahatsız, onu bu halde bırakamam!" diye reddeden orjinal bizzat ablam, "İkiz gibi benziyoruz, kimliğinle ben gideyim." diye dayatan uyanık bizzat ben, "Sen şimdi kuleye falan da çıkarsın, başın döner aşağı bakınca, düşersin." diyen babam, "Kızım ille kule görmek istiyorsan Galata Kulesi'ne, Kız Kulesi'ne git, kesmiyorsa Kilyos'ta yaparım ben sana kumdan kule!" diyen de annem olur.

Kayınpederin salyaları
Düğün için hiçbir şey yapmayan kayınpedere cinslik olsun diye alınan imitasyon takı seti 20 Lira, imitasyon 10 altın bilezik 50 Lira, imitasyon kelepçe 25 lira... Kayınpederimin annemlerin bu taktıklarını görünce akan salyalarını görmek paha biçilemez...

Etiketler:

KOMİK İTİRAFLAR


Sakar şirin
Arka cebindeki telefonu unutup alaturka tuvalete giren ve pantolonu indirmesiyle birlikte telefonunu tuvaletin içine düşüren, daha sonra nerede olduğunu görebilmek için eğilen, eğilirken gözlüğünün başından kayarak düşmekte olduğunu hisseden ve panikle onu tutmaya çalışırken tutamadığı gibi yalpalayan ve kendini de düşürmemek için duvara tutunmaya çalışırken sifonu çekmek suretiyle telefonunu ve gözlüğünü tuvalete kurban veren biri tabii ki normaldir canıııım. Sakarlıkla ne alakası var?
Dumansız hava sahası
Trafikte ilerlerken birden öndeki aracın egsozunu emmeyi istiyorsanız, bilin ki siz de sigarayı yeni bırakmışsınızdır



Cips bağımlısı
Alkışlarınız bundan 12-13 sene önce silindir şeklindeki kutularda yeni satışa sunulan cipsin hepsini yedikten sonra, kutunun arkasındaki "Dikkat! Bağımlılık yapar!" sloganını okuyup parmağıyla kendini kusturan, ondan sonra da "Allah'ım n'olur bağımlılık yapmasın!" diye ağlayarak dua eden bana gelsin lütfen.


Duyguların tercümanı
Süpermarkette uzun bir ödeme kuyruğundayız. Kasiyer kız, sırası gelen genç bir adamla sohbete başlıyor. Sohbet birkaç dakika, iki tarafın da attığı kahkahalar eşliğinde devam ediyor. Kuyruğun en arkasındaki teyze dayanamayıp kasiyer kıza sesleniyor: “Kızııım, oğlanla sonra oynaşırsın. Bizi daha fazla bekletme gözünü seveyim!”

Para için
O arabesk-fantezi dinliyor ben yabancı rock, o parkta, bahçede saatlerce oturup çekirdek çitlemekten hoşlanıyor ben sürekli gezip yeni yerler keşfetmekten, o iki lafı bir araya getiremeyen birisi ben ise her fırsatta taşı gediğine oturtan biriyim, o sağcı ben solcuyum, onun yaptığı tek spor seksten ibaret -ki o da benim zorumla ve bu yüzden 95 kilo- benim ise neredeyse denemediğim branş kalmadı... Bütün bunlara rağmen 1,5 senedir birlikteyiz. Neden mi? Çünkü o zengin, ben fakirim


Hayallerim vardı
Çok çekici bir müşterimiz var. Normalde müşterilere gitmediğim halde onun ofisine ben giderim. Son gittiğimde lavabodaydı. Ben seslenince alelacele çıktı sanırım ki alttan bağlamalı iç çamaşırını bağlamayı unutmayı bırak, arkasını içeriye sokmayı da unutmuş. O görüntüyü gördükten sonra tövbe bir daha gitmem. Kadının hiçbir çekiciliği kalmadı gözümde. Kuyruklu gibi yahu!



Yerim seni
2 yaşındaki kızımla hamilelik dönemimdeki videoları izliyoruz. Heyecanla kocaman karnımı gösterip "Bak kızım sen oradaydın" diyorum. Benim küçük cimcimemin lafıysa beni yerlere yatırıyor: "Annee sen beni yedinn?!!"


Son çare
Yakın bir akrabanın düğününe giderken, annemi üzerindeki günlük kıyafetleri çıkarıp daha düzgün bir şey giyme konusunda ikna edemedik. İnatla direndi. Sebebini açıklamak zorunda kaldı sonra. Meğer 30 yaşındaki erkek kardeşimin işleri iyi gitsin ve kısmeti açılsın diye okutmuş, daha doğrusu kardeşimi böyle bir şeye ikna edemeyeceği için kendi okunmuş. Üzerindeki kıyafetleri üç gün değiştirmemesi gerekiyormuş.


Dövme o dövme
Dövme yaptırdığından beri, banyo yaparken sırtını sabunlamak için kafasını çevirdiğinde sırtındaki siyahlığı böcek zanneden ve her seferinde korkudan 3 buçuk atan başka biri daha var mı? Yalnız olmadığımı bilmek istiyorum da...

Etiketler:

FIKRA

16 Haziran 2009 Salı


Adamın karısı kaybolmuş. Sormuş, aramış, bulamamış, karakola gitmiş.
Komiser Temel’miş. Adam derdini anlatmış.
Komiser Temel, kayıp kadının resmini istemiş,
adam da cüzdandan çıkarıp vermiş.
Komiser Temel, uzun uzun fotoğrafa baktıktan sonra
"Hemşerim, iyi düşündün mü?" demiş:
“Ha bu kariyi, hakkatten bulmamuzi istiyor misun da!..”

Etiketler:

İKİ KÜÇÜK KIVRIK BEYAZ KAĞIT



Zaman mum gibi eriyor yeşil örtülerde
Zaman kırbaç gibi sırtımızda
Zaman ateş oluyor
Kül oluyor
Savrulacak başımızda
Kalkın dostlar kalkın
Horozlar kulaklarımızın dibinde ötüyor
Horozlar ayaklarımızın altında
Dudaklarımız neden buz tutmuş gerçeğe

“Işık Kapısı”, Mehmet Erdoğmuş


Zaman bir zamane delikanlısı gibi rüzgar yeli olmuş esiyor tepemizde. Bu rüzgara çoktan hazırlamış bir reçete: Kasırga hızında bir tayfuna kapıldık, Siber Toplum’u yaşamaktayız!

Artan rekabet koşulları. Sürekli değişen piyasalar. Yeni teknolojiler; yeniden yapılanmalar, birleşmeler, krizler, fırsatlar. Bir açılıp bir kapanan bütçeler, stratejik işbirlikleri, gittikçe daralan marjlar. Marjinal iş dünyası; yaşlı dünyamızın tozunu dumanına katmakta, hepimiz peşinden koşturmaktayız. Neredesin Hannibal? Nerede kaldı fillerin? Babamın horozları da sustular ötmüyorlar artık. Bu koşuya tazı hızı da yetmez, artık bukalemun olmak zorundayız. Sürekli deri değiştirmeli ve daha yukarıya sıçramalıyız. Adaptörlerimizi takmalı; voltajlarımızı sıkı tutmalı, hızlı ve çevik olmalıyız.

Ofislerimiz, monitörlerimiz patinaj izleriyle doldu. Gün geliyor kalkıp masamızdan bir bardak su bile içemiyoruz. Açlık şekerlerimiz birer birer düşüyor. Kramplar, hipertansiyonlar, bel fıtıkları, mide ağrıları, böbrek taşları, migren ve panik atakları. Yakışır hepimize! Stres topu gibi yuvarlanmakta; hızlandıkça işimizde, hayatımızda irtifa kaybetmekteyiz. Yaşamımıza haz katacakken, sürekli işimize hız katmaktayız.

Kalender insanlardık. Şimdi hepimiz calendar’larımıza esir olduk; bir yastık, bir yorgan iş ajandalarımızla yatıp kalkmaktayız. İlişkilerimiz ofis dehlizlerinde, mesai fazlalarında soğudu. Gün ışığına hasret kaldık; önce nefes daraltıp, sonra nefes açıcılar almaktayız.

Dışarıda yaşanacak bir hayat, hâlâ biraz oksijen var! Klavyeler altıncı parmağımız, mouse’lar fare kapanlarımız oldu. Kısıldık kapanlarımıza, kendimize yaşamıyoruz.

Tamam işimizi seviyoruz; “Çok çalışmam gerek çok” öğretildi, biliyoruz. Neden işe herşeyimizi veriyoruz da kendimize bir “Bendensin” çekemiyoruz?

Ben bu hafta iş yavaşlatma eylemi yapacağım. Bilgisayarımdaki calendar’a şöyle bir göz kırpıp, kendi kendime kalender bir ajanda yapacağım, kendime çalışacağım, bir ışık kapısı açacağım, dışarıya çıkacağım:

Pazartesi akşamı: İşten erken ayrılacağım. Hanımı alacağım, sinemaya gideceğim. Sonra belki bir yerde bir değil iki kahve üst üste, uykumu kasten kaçıracağım. Taammüden epey bir geç yatacağım. Saati de kurmayacağım. Sabah karnım ağrıyarak uyanacağım, ola ki başım da döner? Velhasıl kolay kalkmayacağım. Tıraşımı damat tıraşı yapacağım; yavaş yavaş, kesmeden biçmeden, hiç acele etmeden. Yıllar sonra işe salı sabahı epey bir geç gideceğim. Akşam 17.30’da anında toz olacağım.

Salı sabahı: Çocukları erkenden kaldırıp kucaklayacağım, daha güneş doğarken ailecek sabah yürüyüşü yapacağım, parkta oynayacağım. Sahildeki balıkçı barınağında çaylar içip onlara rastgele diyeceğim, el sallayıp yolcu edeceğim. İşe saatinde gidip, saatinde çıkacağım. İşi uzatmayacağım, ömrümü uzatacağım.

Çarşamba öğlen: Anneme telefon açmayacağım, bizzat gideceğim. Hızsa hız, basacağım gaza, aman kırbaç gibi sırtımda babamı bu meşgalelerde kaybettim, ben anneme gideceğim, annemin yemeklerinden yiyeceğim, tonton yanaklarını sıkacak, gönlünü alacağım gönlüme katacağım.

Kendimi talim terbiye edeceğim. Artık, masamda tuna balıklı sandviçe talim etmeyeceğim. Perşembe öğlen: Şirkette en az tanıdığım arkadaşımı yemeğe davet edeceğim. Tanıyacağım, tanışacağım. Sohbet edeceğim, işin dışında ne varsa, hep işten konuşmayacak, içten konuşacağım. O akşam bütün dosyaları okumayı bırakıp yine tam mesai bitiminde çıkacağım; kitapçıya uğrayarak yeni kitaplar alacağım: Kitap okuyacağım.

Daha dur! Daha dur! Kalbimi kırdığım yeter. Cuma günü: Okul kırar gibi işi kıracağım.

Çıkıp tüm eskicileri dolaşacağım. Kızımın çalışma masasını gaspetmekten vazgeçiyorum. Kendimi horlamayacağım. Çukurcuma’da, belki de Horhor’da eski bir çalışma masası arayacağım. Bulursam iki de siyah saten eski memur kolluklarından alacağım, ara sıra masamda çalışırken takacağım. Şirket’in başına “Muhsin Bey” olacağım. Kimseyi takmayacağım. Daha bir cesaretlenirsem hele; rahmetli babamın eski şeritli daktilosunu da götüreceğim, kuracağım masama, iteceğim keyboard’u bir tarafa. Takacağım beyaz sayfaları; banal olsa da sanal olmasın, kendi elimle yazacağım, düşünerek tane tane, cırt cırt satır başları yapacağım, inci dizisi gibi takır takır mesajlar yazacağım, sonra onları uçak yapıp yan kübiklere uçuracağım. Yaramazlık yapacağım.

Akıl var izan var. İzin diye bir şey var. Bu hafta kendimi değil, iznimi kullanacağım.

Cumartesi gecesi: Arayacağım bulacağım bir latin bar; “Historia de un amor” nerede çalıyorsa eski sevgilim şimdi artık o benim karımı alıp oraya dansa gideceğim, şimdi kocası değil yine ilk aşkı olacağım! Ben o gözler için neler vermezdim, lakin herşeyimi işe güce verdim; o gece, bütün gece gözlerine bakıp duracağım, eskisi gibi gözlerinde kaybolacağım.

Pazar günü de delikanlılık arkadaşlarımı toplayacağım. Çok uzun zaman oldu uğramadım eski şehre, “Tarihi ve Turistik Süleymaniye Hamamı”na gidip yıkanacağım. Bildik dost hücrelerime kavuşana dek keseleneceğim. Göbek taşına yatacağım, stres balonlarımı birer birer köpük yapıp uçuracağım. Eski çocuk düşlerim; gençlik sevinçlerim suya düşmüş, yeni hayat mücadelelerim, iş tasalarım epeydir karabasan olmuş başımda, tüm karabasanlarımı hamam tasına koyacağım; faka bastırıp, kaynar suyla haşlayacak, başımdan aşağı aktaracağım. Sonra kurnadaki berrak suya elimi daldırıp eski düşlerimi, sevinçlerimi arayacağım, bulduğum kadarını avucuma alacak, sımsıkı tutacak, bırakmayacağım.

Ardından camiye uğrayacağım; benimkisi de iş mi, ben kendimi ne sandım, öyle bir ufak adam, adım adım küçüleceğim bulutlara halvet minarelerinin eteklerinde, kubbesine hayran hayran bakakalacağım! Mimar Sinan’ı sanacağım!

Çıkınca karşısındaki salaş lokantada; öyle menü, önden bir başlangıç, arkadan bir ara sıcak seçmece falan yok, talebelik günlerimdeki gibi, getir garson kardeş: Kurufasulye, pilav, turşu yiyeceğim.

Dönüşte sahil yoluna çıkıp yürüyüş de yapacağım. Arasıra kollarımı kaldırıp havaya derin derin, serin serin nefes alacağım, daralmış nefsimi açacağım. Beynimi hamamda yıkadım ya sahilde fön çekip havalandıracağım. Ofise bağlandığım yeter, bu hafta sonu evden ofise hiç bağlanmayacağım, gün ışığı göreceğim, hayata bağlanacağım!

Bunları yazıyorum ya vallahi yapacağım! Söz! Yapamazsam her iki avcuma kırkar cetvel vuracağım.

Şimdi hazırsanız dostlar: Niyetçiniz geldi hanımlar, beyler, beyaz miskin tavşanınız olacağım. Kepçe kulaklarımı çoktan diktim havaya; koydum patilerimi niyet kutunuzun üstüne, dişledim iki küçük kıvrık beyaz kağıt uzatıyorum önünüze: Birinde İŞ birinde YAŞAM yazılı. Çekin alın birini, koyun cebinize.

Biliyorum. Kolay değil hem demir gibi işlemek hem gönlünce yaşamak! Bu ikisi iki ayrı düğüm; birbirine karışmakta çoğu zaman, bir ters iki düz örülüp durmaktayız. Oysa örülen hayatımızdır, bir kördüğüm olmamalı. Peki ya “iş ve yaşam dengesi” nasıl kurulmalı? Bilen becerikli dostlar bize de anlatmalı.

Yazar: Adnan Erdoğmuş

Etiketler:

İNDİRİM TALEBİNE NE DEMELİ?



Şu ana kadar hiç kimse size “Fiyatınız çok yüksek; indirim istiyorum,” dedi mi? Bu yazıda, size böyle bir yorum karşısında verilebilecek iki yanıttan bahsedeceğim. Bu yanıtlardan biri, başta beklediğinizden çok daha büyük bir satış yapmanızı sağlayabilecek potansiyele sahip. Merak mı ettiniz?

Her şeyden önce, indirimi doğru yapmak, izlenebilecek en uygun yol olabilir. Diğer taraftan, indirimi yanlış yapmak, size satış kaybettirmekle kalmaz, potansiyel bir müşteriye gelecekte yapabileceğiniz bütün olası satışları da kaybettirebilir. Ne dediğimi anlamak için okumaya devam edin.

Yazar: Tessa Stowe
Diyelim “Tamam” dediniz ve anında indirim yaptınız. Sizce bu potansiyel müşteri şimdi ne düşünecek?:
• Satış konusunda çaresiz görünüyorsun.
• Fiyatını daha ne kadar indireceğini merak ediyorum. Hımm, belki başta planladığımdan daha büyük bir indirim istemeliyim.
• Başta sunduğun fiyat gerçek fiyat değildi. Beni kandırmaya mı çalışıyorsun? Sana gerçekten güvenebilir miyim?
• Bu kadar çabuk indirim yapmaya hazırsan, kendi hizmetlerine pek değer vermiyorsun demektir.
• Fiyatının çok yüksek olduğunu kabul ediyorsun. Bu bir sorun.
• Bir dahaki sefere senden birşey almaya geldiğimde, yine indirim isteyeceğim.

Kendiliğinden indirim yapıvermekteki sorun şu; siz birşey veriyorsunuz, ama karşılığında kesinlikle hiçbir şey istemiyorsunuz. Tam da bir kazan/kaybet durumu yaratıyorsunuz. Potansiyel müşteri, bir indirim tutarı “kazanıyor”, siz ise “kaybediyorsunuz”. Ayrıca, indirim yapmayı kabul etmeniz, satışı yapacağınız anlamına gelmiyor. Aslında, tam tersi oluyor. İtibarınızı zedeleyebiliyorsunuz; öyle ki, kişi size artık güvenmiyor ya da sizinle iş yapmak istemiyor.

Şimdi farz edelim ki indirim yapmak yerine, onlara “Neden indirim istiyorsunuz?” diye sordunuz. Yanıt, talebin arkasında ne olduğunu anlamanıza yardımcı olacak. O zaman, verilen yanıta bağlı olarak, aşağıdaki iki yaklaşımdan birini kullanabilirsiniz.

Birinci Yaklaşım
Para gerçekten bir sorunsa, bu yaklaşım faydalıdır. Bir indirim vermektense, değer taşıyan birşeyi hariç bırakarak fiyatı düşürürsünüz. Bu bir kazan/kazan seçimidir. Onlar daha düşük fiyat alırken, siz de belli bir değer paketi için fiyatınızı korursunuz. Örneğin, “Fiyat sizin için daha önemliyse, X ürününü/hizmetini çıkarmamızı öneririm,” diyebilirsiniz. (Yüksek değere sahip olduğu düşünülen birşeyi çıkarmayı önerin.) Kişi, indirim sağlamak için, sunduğunuz çözümün değerinden bir miktar fedakarlık yapması gerektiğini görmelidir. Alternatif olarak, neyi çıkarmak isteyecekleri konusunda onlardan öneride bulunmalarını isteyebilirsiniz. Ya da siz bazı önerilerde bulunabilirsiniz. Potansiyel müşteriniz, fiyatı indirmenin bir bedeli olduğunu anlamalıdır!

İkinci Yaklaşım
Karşılığında size birşey vermeleri koşuluyla indirim yapmayı kabul edersiniz. İndirime karşılık olarak, sizin için önemli ya da değerli birşey vermelerini isteyin. Bu da bir başka kazan/kazan seçimidir. Örneğin, diyelim saati 200 dolardan danışmanlık önerdiniz ve biri indirim istiyor. “İlk etapta 100 saatlik danışmanlık almayı kabul ederseniz, fiyatımı saatte 200 dolardan 180 dolara indirmeye hazırım,” diyebilirsiniz. Müşteri, indirimi kabul edecek; siz de 100 saatlik taahhüt alacaksınız. Bir başka örnek, müşterinin sizden belli bir tarihe kadar alım yapması durumunda indirime gitmektir. Bu tarih (örneğin vergi yılı sonu), sizin için önemlidir. Önemli olan, ne yaparsanız yapın, bunun bir kazan/kazan durumu olmasını sağlamaktır ve kişinin neden bu indirimi yapmaya hazır olduğunuzu çok net anlamasıdır.

Bir keresinde milyonlarca dolar değerinde çok büyük bir satış işine dahil olmuştum. Her zamanki gibi, yüksekçe bir indirim talep edildi. Aynı anda bazı başka hizmetleri (ihtiyaçları olan) de satın almaları durumunda indirimi yapmayı kabul ettim. İndirim talebi ve yanıtımı paketleme şeklim sayesinde, çok daha büyük, aslında iki katı, bir satış yaptım!

Umarım, şunu fark etmeye başlamışsınızdır; insanlar, sizden indirim istediklerinde, bu sizin için büyük bir fırsat yaratır.

Etiketler:

BU SİTEYİ BEĞENDİYSEN BİR DE BURAYA BAK

BU SİTEYİ BEĞENDİYSEN BİR DE BURAYA BAK
RESME TIKLA
ŞU AN SİTEDE KİŞİ VAR